İnsanlar edebiyatı kurgu (fiction) ve belgesel (non-fiction) olmak üzere ikiye böler ve çoğu zaman belgesel türüne gerçek, kurgu türüne ise uydurma ya da yalan gözüyle bakarlar. Evet, dünya edebiyatı kurmaca hikâyelerle dolu. İster Jean Valjean olsun ister Karamazovlar ister Hababam sınıfı isterse başka eserlerin kahramanları ya hiç yaşamamış ya da tarihsel kişilerden çok farklı olan suretleridir. Buna rağmen, bu hikâyeler yalan değil, gerçektir.
Kurgunun gerçeği, hiç yaşamamış karakterlerin yaşamış ve yaşamakta olan sayısız kişileri aksettirmesindedir. Bunların öznel dünyaya ait kurmaca hikayeler olduğunu biliyoruz, dolayısıyla aldanmış olmuyoruz. Fakat belgesellik iddiasında bulunan tarihsel yapıtlar okuyucuyu daha kolay kandırabilir, çünkü gerçekmiş gibi göründüğü halde aslında gerçek durumun sınırlı bir tablosunu çizer, yazarın seçiciliğini aksettirir, olaylardan bazısını seçer, kalanından söz etmez. Aslında her tarih kitabı, her belgesel, "gerçek olaylara dayanan" her hikaye tarihi olayları olduğu gibi sunmaz, belirli bakış açısından ve seçici bir biçimde sunar. O yüzden belgesellik iddiası aldatıcı, kurmaca hikayelerin çoğunda ise hakikat var. Yazarın öznel dünyasında yarattığı karakterler, betimlediği olaylar gerçeğe uymazsa eser zaten toplum tarafından kabul edilmeyecek. Gerçeğe uyarsa insanların kendilerini ve toplumlarını görebilecekleri birer aynalar niteliğinde hakikat hocaları olacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder