10 Aralık 2019 Salı

YABANCILAŞMA, EDEBİYAT VE SEVGİ

İnsanlık bir makrokozm, insanlarsa birer mikrokozmlar (küçük dünyalar). "Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam" dedi ünlü Azərbaycan şairi Nesimi. Evet, sen bir dünyasın! Ve senin içinde gerçek cennet ya da cehennem olabilir. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ... Edebiyat da bir kâinat, bir makrokozm (dil makrokozmu ile paralel) ve edebî eserler birer mikrokozmlardır.
Ben Türkçe öğrendiğim zaman önce dil dünyasına dahil oldum, sonra yavaş yavaş edebiyat dünyasıyla tanışmaya başladım. Türkçe bilen diğer kişilerle aynı öznel dünyayı paylaştığım için onlarla daha derin, daha anlamlı iletişim kurma fırsatı elde ettim. Türkçe öğrenmem benim içsel dünyamı zenginleştirdiyse, Türk edebiyatını öğrenmem daha da zenginleştirdi. Örneğin, "İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı" mikrokozmunu keşfettiğimde onu sevdim, içselleştirdim. Bu şiirin güzelliğini ve mesajını kendi içsel dünyama uygun buldum. Bazı eserlerin mesajı (hatta kendi Ukrayna edebiyatımda bile) bana yabancı geliyor, böylelerini kabul etmem. Ama insanlar arasından kendimize göre dost seçtiğimiz gibi, eserlerden de kendimize uyanları severiz, diğerlerini kabul etmeyiz. Aslında, aynı eserleri okuyan ve seven kişilerle iletişim kurmak daha kolay olur. Böyle iletişim hemen muhabbete çevrilir. Dünyalarımız birbirine yaklaşıyor ve bizi birbirimize yaklaştıran, aynı dil ve aynı edebiyattır. Bu dilin ve bu edebiyatın dünyasına dahil olmayan kişilerle aynı düzeyde iletişim kuramayız, çünkü bir yabancılaşma söz konusudur. Aslında sadece edebiyatı değil, müziği ve kültürün diğer bileşenlerini tanımamız da yabancılaşmaya üstün gelmemize yardım eder. Son olarak, yabancılığın tamamen ortadan kaldırılması en azından şimdiki koşullarda imkânsızdır ve yabancılığa rağmen birbirimizi kabul etmemiz önemlidir. Bunu da sadece sevgiyle yapabiliriz. En önemlisi, yabancı olan kişilere ve kültürlere sevgiyle yaklaşmaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder